Prof. Dr. Belgin Elmas: Eğitim şart mı gerçekten?

Eğitimci Prof. Dr. Belgin Elmas, günümüz eğitim sistemini konu alan bir yazı kaleme aldı. Prof. Dr. Elmas, söz konusu yazısında liberal eğitimin ne olduğunu ve nasıl uygulanabileceğini aktarırken okulların bilgi aktarımından çok deneyim merkezi haline gelmesi gerektiğini belirtti.

Elmas’ın yazısı şu şekilde:

“Eğitim şart der dururuz değil mi? Her şeyin çözümü eğitimde deriz. Bir ülkenin kalkınması için, birbirimizi daha iyi anlamak için, barış için, demokrasi için ne kadar çok bireyi eğitirsek o kadar yol kat ederiz deriz. Peki liberal eğitimcilerin savunduğu bu anlayış sorunlarımızın çözümü olabilir mi? Bu soruyu cevaplayabilmek için liberal eğitimin ne olduğu ve nasıl uygulanması gerektiğini bilmemiz gerek. Sanırım sorun da buradan başlıyor. Genel olarak öğrencileri belirli bir alan eğitimi ile sınırlamadan onlara ortak bir program sunarak eğitme şeklinde uygulanan liberal eğitim konusunda çok da görüş birliğine vardığımızı söylemek güç.

Latince “özgür” anlamına gelen “liber” kelimesinden doğan liberal eğitimin asıl amacı zihni herhangi bir ideoloji içine sokmadan, önyargılardan arınmış bir şekilde gerçeği arama konusunda özgür kılmaktır. Adalet, özgürlük, eşitlik gibi temel değerlere dayanan liberal ideolojide eğitim, öğrenenlere bilgi ve beceri kazandırmanın çok ötesine geçerek onları özgürleştiren, daha adil ve kapsayıcı bir dünya yaratmaya hizmet eden bireyler olmalarına yardımcı olmayı hedefler. İşbirlikçi bir problem çözme modeli sunan, farklılıklara saygılı, diyaloğa dayalı ve değişime açıklık ilkelerini savunan liberal eğitimin özellikle de kutuplaşmanın daha da arttığı, birbirimize karşı iletişimin ve hoşgörünün azaldığı günümüz dünyasında artık bir lüks olmaktan çıkıp kâğıt üzerinde kalmadan hayata geçmesi için geç bile kalmadık mı sizce de? Özellikle yaşadığımız hem pandemi süreci hem de doğal afetler bize sadece kendimizin ve yakın çevremizin refahının bizi kurtaramadığını, bu gemide yol alabilmek için hep birlikte hareket etmemiz gerektiğini kanıtlamadı mı? O zaman ezbere dayalı, sorgulamaya izin vermeyen, düşünce veya davranış özgürlüğünü kısıtlayan, özyönetimi sınırlayan eğitim sistemlerinden vazgeçmek insanlığın geleceğini özgürleştirmek değil de nedir?

Peki liberal eğitimi savunan eğitim programımız nasıl olmalı? Eğitim programının ne olduğunun ya da nasıl bir model içinde sunulması gerektiğinin pek de önemi yok aslında. 21. Yüzyıl becerileri olarak da gündemimizden düşmeyen sorgulama, analiz, eleştirel ve yaratıcı düşünme, yazılı ve sözlü iletişim becerileri, takım çalışması ve problem çözme gibi becerilerin bireylere kazandırılmasında izlenecek programda en önemli etkenin eğitimcinin kendi vizyonu olduğu bir gerçek. İzlediğimiz program, dersimizin adı ya da içeriği ne olursa olsun vizyonumuz sınırlayıcı ise eğitim verdiğimiz bireyleri de sınırlı bir çerçevede yetiştirir, sorduğumuz soruların cevaplarını bilmelerinin dersten başarılı olmaları için yeterli olduğunu düşünür, hatta çok bilince de acaba kopya mı çekiyorlar diye endişelenip zamanımızı ve enerjimizi yanlış yerlere harcarız. Şu an uyguladığımız bilgi aktarmak ve aktardığımız bilginin ne kadarının alındığını ölçmekle sınırlı olan eğitim sisteminin bizi özgürleşmekten çok uzak olduğu bir gerçek. Özellikle de mevcut ölçme değerlendirme sistemimizde, daha doğrusu sadece klasik yöntemlerle ölçmeye ama onları değerlendirememeye dayanan eğitim sisteminde eğitimciler olarak kendimize geçer not vermek maalesef çok mümkün değil.

Peki bunu neden başaramıyoruz? Öğrencilerimiz özerk olmadığı, öğrenme sorumluluklarını almadığı, yeterince motivasyona sahip olmadıkları ve çalışmadıkları için mi? Acaba odağımızı içeri alıp öğrencilerimizi suçlamak yerine onların bu sorumluluğu almalarına yol açacak bir eğitim deneyimi sunup sunmadığımızı sorgulamamız da gerekmez mi? Motivasyon düşüklüğü, başarısızlık sadece öğrencilerin suçu mudur? Bizim de bunda bir payımız olabilir mi? “Ben dersimi anlatırım, öğrenmek onların sorumluluğunda” deyip kenara çekilmek, onlara sunduğumuz tasarıma dönüp bakmamak, programın dışına çıkaramamak, vizyonlarını genişletememek her iki tarafı da ne kadar özgürleştirir? O zaman gelin öğrencilerden beklentilerimizin neler olduğu, ne öğrenmeleri gerektiği ve bunları nasıl değerlendirebileceğimiz sorularının cevaplarını biraz da farklı açılardan değerlendirelim.

Acaba onlar bizden ne bekliyor, neyi neden öğrenmeleri gerekli ve bu öğrendikleri ile ne yapacaklar sorularının cevaplarını karşılıklı bir diyalog halinde birlikte bulmaya çalışalım. Hatta bunu yaparken bir de tüm bireylerin ve ihtiyaçlarının farklı olduğu ve tek bir elbisenin herkese uymayacağı gerçeğini de hep aklımızın en önemli kenarında tutalım. Todd Rose’un “Ortalamın Sonu” kitabında da belirttiği gibi ortalama yerine bireyselliğe değer vermeye başladığımız an başarı tanımımızı da değiştirerek bireylerin kendi yollarını çizmelerine ve o yolda değer yaratmalarına olanak sağlayabiliriz. Bunları yapmadığımız sürece sunduğumuz eğitimin adı ve modeli ne olursa olsun bizi özgürleştirebileceğini düşünmek bir hayal olarak kalmaya ve biz nasıl bir modelin sorunlarımıza çözüm olacağını araştırmaya devam ederiz. Unutmayalım ki eğitim ne sınıfın içine sığar ne de bir programa, eğitim kendini sürekli yenileyen bir yaşam yolculuğudur.

NEDİR BU LİBERAL EĞİTİM VE NASIL UYGULANIR?

Liberal eğitim kişinin yaşamını özerk ve çağın gelişen ve değişen koşullarına uygun olarak yönetebilmesi için gereken bilgi, beceri ve anlayış ile yetişmesi, yetiştirilmesi fikri çerçevesinde ilerleyen eğitim anlayışıdır. Sosyal entegrasyonu yüksek, değişime adaptasyonu kolay ve etik değerler konusunda hassas bireyler yetiştirmeyi amaçlar. Bireylerin, toplum ihtiyaçları doğrultusunda bilgi ve beceri ile donatılması, aynı zamanda kendi ilgi, yetenek ve merakı doğrultusunda kendini doldurma kabiliyetini edinmesini önemser. Adıyla benzeşen liberal ekonomi, liberal demokrasi kavramları ile karıştırılsa da, aslında kendi başına, bireyin çağdaş koşullar doğrultusunda değişimi ve dönüşümü benimseyen ve öğreneni, öğrenme faaliyetinde aktif ve sorumlu tutan bir eğitim yaklaşımdır. Liberal ekonomi ya da liberal demokrasi gibi ‘bireysel özgürleşmeyi’ savunan bu akımlar ile karıştırılmasına ya da benzeşmesine sebep olan şey ise ‘zihinsel özgürleşmeyi’ savunuyor olmasıdır.

Liberal eğitim, eğitim süreçlerine alıştığımız yöntemlerden biraz farklı bakar. Yaş gruplarına göre bir araya toplanmış öğrenci grupları ile, ya da herkes için aynı hızda ilerleyen eğitim programları ile beklediğimiz öğrenme sevgisini ve heyecanını daha çok bekleyeceğimizi söyler bize. Çocuklara öğretilen şeyler ile aslında öğrenmeleri gereken şeylerin arasındaki uçurumu fark etmemize neden olur liberal eğitim. Bu anlayışın üzerinde durduğu bazı sorular, fikri ve felsefesini anlamamız için yardımcı olabilir:

  • Öğrenmek ile öğrendiğini zannetmeyi birbirinden ayıran nedir?
  • Öğrenenin eğitim süreçlerindeki rolü ve görevi nasıl olmalıdır?

Eğitimi dönüştürmek için yaşamsal etkilere gebe olan bu gibi soruları kendine dert edinir liberal eğitim yaklaşımı. Dert edinmesine edinir de, liberal eğitim programları genelde standartlaştırılmış eğitim programları gibi, önceden iyi planlanmış, çerçeve ve uygulamaları belirlenmiş öğretim programları oluşturmak konusunda çok da etkin değildir. Yani güçlü bir felsefi altyapı ve dayanak, uygulamalar konusundaki kafa karışıklıkları ile kendi temelini oyar bir bakıma. Bu yüzden yapılandırılmış eğitim programları dünya genelinde en çok tercih edilen ve uygulanan ama genelde de en başarısız olan programlar olarak varlığını sürdürmeye devam eder.

Liberal eğitimin savunduğu anlayış, eğitimi dert edinen, bir şeylerin değişmesi gerektiğini düşünen herkesin kulağına hoş gelir elbette. Ama bu felsefeyi anlatmak, edinmek ve uygulamaktan daha kolay olduğundan mı bilinmez, dönüşüm konusunda hantal kalır birçok organizasyon. Dünya genelinde klasik eğitim anlayışından farklı olarak uygulanan eğitim programlarına baktığımızda hepsinin ‘birey’i aktivite ve sorumluluk bakımından öğrenmenin merkezinde tuttuğunu görürüz. Montessori Modeli, Özgür Okullar Modeli, Waldorf Modeli, Reggio Emilia Modeli, High Scope Modeli, Bank Street Yaklaşımı gibi dünyada yaygın olarak benimsenmiş alternatif modeller, klasik yaklaşımdan farklı olarak felsefi açıdan birbirine benzemekle birlikte uygulama noktasında çeşitlilikler gösterirler.

Bu alternatif yaklaşımlarda öğrenmenin tamamen öğretmen performansına dayalı bir edilgen sistem olmasının aksine, öğrenciyi öğrenme süreci içerisinde hareketli tutarak, çabasını canlı hale getirmek, öğretmeni ise yol gösteren, rehberlik eden, öğrencinin kendi öğrenme sürecine katkıda bulunan bir mentör yapmak amaçtır. Öğrenciler için genel kaygı olan ‘öğrenmeyi öğrenmek’ sorunsalının yanında ‘öğretmeyi öğrenmek’ de öğretmenler için ayrı bir gelişim basamağı olarak görülür. Çünkü öğretmen kendisini geliştirip zihinsel olarak özgürleştirebildiği ölçüde çocukların öğrenme süreçlerindeki rolünü doğru kurgulamayı öğrenebilir. Yani tahtaya çıkıp elinde tebeşiriyle, kalemiyle çatır çatır ders anlatan, her sene anlatmaktan faranjit olan eli öpülesi emektar öğretmenlerimiz yerine artık bir adım geride duran, öğrenme ortamlarını ilham veren ve cezbedici öğrenme araç ve etkinlikleriyle donatan öğretmenlere doğru evrilmeyi hedefler. Öğrencinin de doğal olarak böyle bir öğrenme ortamının tadını bir kez alınca ve ihtiyaç duyduğunda samimi bir destekle gelişebildiğini gördükçe öğrenme için çaba sarf etme motivasyonu artar.

Okulların bilgi aktarımından çok deneyim merkezi olması gerektiği konuşuluyor artık. Bu çok doğru. Ancak bilgi aktarımı ve deneyim kazanma süreçlerinin de yaşa ve konulara göre değerlendirilmesi gerek. Liberal eğitimlerde de öğrencilerin kendi başına bırakılması söz konusu değil. Aksine geri planda güçlü bir gelişim takibi var. Ama bu herkes için standart olarak belirlenmek yerine, öğrencinin kendi gelişim süreçlerine ve hızına göre değerlendirilerek yapılıyor. Temel bilgilerde bilişsel yeterlilik kazanılması çok önemli. Ancak bu öğrencinin doğal olarak zihnini açması ile gerçekleşebilir.. Zorla verilen, merakla birleşmeyen ve öğrenenin gönüllü çabasını kazanmayan bilgi ve beceri ön belleği geçemiyor, kalıcı olamıyor.

Tam da bu noktada verdiklerimizin nasıl ve ne kadarını alabildiklerini belirleyebilmemiz için ölçme ve değerlendirme giriyor gündeme. Ölçme ve değerlendirme ile öğrencilere sınav yapıp not vermekten bahsetmiyoruz elbette. Yine işin ana amacına hizmet eden bir sistemden bahsediyoruz. Yani sistem içindekilerin sürekli bir diyalog halinde birbirlerine dönüt vermelerinden bahsediyoruz. Öğrenme yolculuğunda yolun neresinde olduklarını hem eğitimciler olarak bizim bilmemiz hem de öğrencilere geride kaldılarsa aradaki açığı nasıl kapatabilecekleri yönünde yol göstermemizden bahsediyoruz. Verdiğimiz geri bildirimleri özümseyip harekete geçebilecekleri okuryazarlığı kazanabilmelerinden bahsediyoruz. Bu yolculukta önlerine çıkan duyuşsal engeller ile başa çıkabilecekleri stratejileri kazanıp kendi kendilerini daha da motive edebilecek yollar bulabilmelerinden bahsediyoruz. Aynı zamanda onların da eğitimciler ile kendi öğrenmelerini değerlendirme adına hem kendilerine hem de birbirlerine yardımcı olabilmelerinden bahsediyoruz. Bunlar nasıl mı yapılır? Tüm bu hedeflere ulaşmada kullanılacak tek bir yöntem yoktur elbette.

Hedefe bir sürü farklı yoldan ulaşılabilinir. Öğrencileri düşünmeye, yaratmaya, takım halinde çalışmaya, sentez yapabilmeye yönlendiren her tür ölçme değerlendirme sistemi öğrenme yolculuğuna değer katar. Bu bazen takım halinde geliştirilen bir proje ile olur, bazen bireysel yapılan bir sunumla, bazen de tutulan bir günlük ya da cevaplanan bir soru ile. Araçlar hedefe hizmet ettiği sürece, öğrenene anlamlı geri bildirim verdiği sürece değerlidir, hatta sistemde yer alan farklı ölçme değerlendirme araçları rengarenk bir çiçek buketi gibi ortamı güzelleştirir. Yaratılan deneyim merkezinde mümkün olduğunca çok ve farklı deneyimler yaşayabilmelerine olanak sağlamaktır hedef, aynen gerçek hayatta olduğu gibi.

Öğrenmeyi öğretmek ve öğretmeyi öğretmek kavramlarından bahsettik. Birbirinden önemli iki kavram. Eğer öğrenmek bir yolculuksa esas hedefimiz sürekli değişen, çoğalan ve hatta şekil ve içerik değiştiren bilgiyi öğrenmek değil, bu bilgiye nasıl ulaşılabileceğini ve ulaşılan bilginin hayata nasıl anlam katacak bir hale dönüştürülebileceğini öğrenmektir esas hedef. Kendini bilmek ile başlar tüm süreç. Birey kendini bilsin ki eksiklerini nasıl tamamlayabileceğini de bilsin. Kendini bilsin ki onu güçlü kılan yönlerini daha da geliştirebilsin. Yansıtma yapmak, öğrenme stratejilerini kullanabilmek, seçimlerinin farkında olup kendini değerlendirebilmek öğreneni güçlendirerek ona özerklik sağlar.

Öğretmen açısından da önemlidir tüm bunlar elbette. Öğrencilerine bunları yapmanın yöntemlerini öğrettiği gibi kendisi de hem bir birey olarak hem de bir eğitici olarak özümser ve kullanır. Durup bir bakar kendine “ben ne yapıyorum, neyi daha iyi yapmam gerekiyor” diye. “Nasıl bir dil ile iletişim kuruyorum öğrencilerimle, ne desem amacına daha iyi ulaşır” diye. Kendi motivasyonunu, iyi olma halini koruduğu gibi tüm bunları öğrencilerine de öğretebilmesi için çok güçlendirilmesi gerekir öğretmenin. Hayat boyu süren bu öğrenme ve öğretme yolculuğunda en çalışkan, en motivasyonu yüksek öğrenci kendisi olmalıdır. O zaman artık öğretme, öğrenme, eğitim, ölçme, değerlendirme gibi kavramlardan çıkıp bu yolculukta birbirimize değer katarak birlikte nasıl daha keyifli yürüyebileceğimizden mi bahsetsek ne dersiniz?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir